Usul İlmi: Dinin Asılları Ve Şeriat’in Vaciplerine Delalet Eden Lafızlar, Terkipler Ve Kavramlar
Usul İlmi: Dinin Asılları Ve Şeriat’in Vaciplerine Delalet Eden Lafızlar, Terkipler Ve Kavramlar
Kur'an-ı Kerim'de ve Resulullah efendimiz aleyhisselatu vesselam'ın sünnetinde dinin asıllarını ve şeriatin vaciplerini ifade eden lafızlar ister cahil ister alim olsun her sınıfta insanın anlayabileceği olumlu ve olumsuz yönü ile kendisinden tavır takınacağı bir meseledir. Bu sebeple dinin asıllarına ve şeriatin vaciplerine delalet eden olumlu yönü iman, teslimiyet, yöneliş, takva, korku, inkiyat, ihlas, tasdik ve benzeri olgular bunlar dinin asıllarını oluşturan delillerdir. Yine aynı şekilde dinin asıllarını ve şeriatin olumsuz yönüyle ortaya koyan kavramlar vardır inkar, lanet, red, beri olmak, ictinab etmek, pislik, fahşa gibi terkibler Kur'an-ı Kerim'de dinin asıllarını ve duruma göre şeriatın vaciplerini beyan eden kavramlardır.
Bu kavram ve ayetler her dilde çevrilebileceği gibi ve herkes için bir hüccet konumundadır. Muhalefet edenin kafir, müşrik, lanet ve gazabı hak etmesi, teslim ve razı olanın cennet, muttaki, muhlis, mücahitgibi isimler Allah'ın kendisinden razı olması şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir ifade ile olumlu ya da olumsuz kavramlar şirki, küfrü, haramı helaller, iyi, doğru ve mubah gibi kavramlar olan şeyleribelirlemektedir.
Kur'an-ı Kerim'de Dinin Asıllarını Beyan Eden Ayetlere Misal;
لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
Dinde zorlama yoktur. Rüşd/Hak, batıldan (kesin bir biçimde) ayrılmıştır. Her kim (reddetmek, tekfir etmek, teberrî etmek suretiyle) tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse kopması olmayan sapasağlam kulp (olan Kelime-i Tevhid’e) tutunmuş (ve İslam dinine girmiş) olur. Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi bilen) Alîm’dir. (2/Bakara, 256)
Bu ayet olumsuz yönü ile Allah'ın ilahi özelliklerini gasp eden tüm yönetici ya da isyan konumunda olan kahin ve sihirbazları red, inkar, nefret ve düşmanlık edinmeyi ispatlamaktadır. Çünkü inkar bir şeyi kabul etmemek ve doğal olarak ondan razı olmayıp düşmanlığı beslemektir.
وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ
Andolsun ki biz her ümmet arasında: “Allah’a ibadet/kulluk edin ve tağuttan kaçının.” (diye tebliğ etmesi için) resûl göndermişizdir. Allah içlerinden kimisine hidayet bahşetti, kimisine ise sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın. (16/Nahl, 36)
Bu ayette Rabbimiz olan Allah dinin asıllarını bir yönü ile olumlu yalnız Allah'a ibadet, kulluk, itaat ve teslimat olarak ifade etmiş ve sonra Allah'a ibadetin zıttı olan tağut'tan kaçınmayı ifade buyurmak suretiyle beri olmak ve .kaçınmak şeklinde ifade buyurmuştur
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ
Senden önce gönderdiğimiz her resûle: “Şüphesiz ki benden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. O hâlde yalnızca bana kulluk/ibadet edin.” diye vahyetmişizdir. (21/Enbiyâ, 25)
Bu ayette Rabbimiz olan Allah olumlu yönüyle yalnız ibadeti, kulluğu, itaati, teslimiyeti ve Allah'ı birlemeyi Allah'a ait bir olgu olduğunu ortaya koyarak buna muhalif her türlü şeyin reddedilmesini dinin aslına koymuştur.
Dolayısıyla dinin asılları fıtridir. Bu sebeple ‘'La ilahe illallah'' Her insanın fıtratına uygun olması hasebiyle kabul edebileceği bir akidedir. Nitekim İbni Kayyım;
عبادته وهي شكره وحبه وخشيته فطري ومعقول السليمة
Allah'a ibadet etmek ki ibadet ona şükretmek, onu sevmek ve ondan korkmaktır. Hem fıtridir hem de selim aklın rahatlıkla kavracağı bir şeydir. (Medaricu salikin/ 24)
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ
Kullarından dilediğine ruhla/vahiyle melekleri indirir ve (o kâfirleri şöyle) uyarın (diye emreder): “Benden başka (ibadeti hak eden) ilah yok, (o hâlde) benden korkup sakının.” (16/Nahl, 2)
Bu ayette yine aynı şekilde Allah'tan başka ilahın olmadığına ve Allah'ın ilahi özelliklerini gasp eden tüm kurum, kuruluş, kişi, önderleri ret edip de yalnız ilahi öğretilere tabi olup Allah'tan sakınmanın dinin asıllarını ifade etmektedir.
Dinin Asıllarını İhtiva Eden Olumlu ve Olumsuz Kavramlar;
1- Olumlu yönüyle din asıllarında olan kavramlar: Bu Allah'a itaat, teslimiyet, razı olma, sevgi, tasdik, kabul, yönelmek, inkıyat, ümit, korku, takva, ihlas, sıdk ve bağlılık gibi kavramlar dinin asıllarını ihtiva eden kavramlardır.
2- Olumsuz yönüyle dinin asıllarında olan kavramlar: Bu Allahın kesin emirle yasaklatiği terkiplerdir; İçtinap etmek, beri olmak, inkar, şirk, küfür, ret, lanet, pis, fasık, zalim, kafir, müşrik, gazap ve düşmanlık gibi kavramlardır.
Bu kavramlar dinin asıllarını oluşturan ve müminin ya da kafir arasındaki çizgileri belirleyen ve her dilden insanın anlayıp onunla amel edeceği meseleleri ihtiva etmektedir.
وَالَّذ۪ينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ
Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele. (39/Zümer, 17)
Dolayısıyla dinin asıllarını peygamberin ilk davetinde olumsuz yönüyle ''La İlahe'' olumlu yönü ise ‘’İllallah'' olarak tarif edilmiştir. Bu sebeple yukarıda ifade ettiğimiz olumsuz kavramlar ''la ilahe''nin kapsamında iken olumlu yönüyle irtibat eden kavramların ‘’illallah'' kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Dinin Asıllarını Beyan Eden Hadisler;
Nitekim Kur'an gibi hadislerde dinin asıllarını ister olumlu yönüyle ve ister olumsuz yönüyle ortaya koymuş ve herkesin anlayabileceği şekilde kendilerine hüccet ikame edenlerin sorumlu olduklarını beyan etmiştir;
من قال لا اله الا الله وكفر بما يعبد من دون الله حرم ماله ودمه وحساب على الله
Kim Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet eder ve onun dışında ibadet edilenleri inkar ederse, malı ve kanı dokunmaz olur, hesabı da Allah'a kalmıştır. (Müslim)
Başka bir hadiste Muaz İbni Cebel Rasulullah'ın bineğinin terkisindeyken Resulullah ona dinin asıllarını şu şekilde öğretmişti;
حق الله على عباده ان يعبدوه ولا يشرك به شيئا
Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, kullarının ona ibadet etmeleri ve hiçbir şey ona ortak koşmamalarıdır. (Buhari, Müslim)
انك تاتي قوما من اهل الكتاب فلتكن اول ما تدعم الي شهاده الا اله الا الله
Sen kitap ehlinden bir kavme gidiyorsun o yüzden onları davet edeceğin ilk şey Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmek olsun. (Buhari)
لا اله الا الله dinin asıllarını ifade eden ve herkesin ilahi davete yönelmesinde istenilen en azgari imandır. Nitekim Rasulullah aleyhisselam Mekke müşrik toplumlarını buna davet ederken onların ''la ilahe illallah'' demelerini onların müslümanlıkları için ilk etapta yeterli görüyordu.
Dolayısıyla yukarıda ifade ettiğimiz üzere bu usul şeriatın vacipleri olan namaz, oruç, zekat, hac ve benzeri hükümleri ihtiva etmez. Bu ilk aşamada kişinin iman ile küfür, şirk ile tevhid arasını ayıran ve dine girişin ilk ön şartıdır. Şeriatın vacipleri ise aşama aşama ve belli zamanlar dahilinde gerçekleşen ikincil hükümlerdir. Misal;
Resulullah Aleyhisselam Hayber'i Feth ederken Yahudilerin kölesi olan Kamberin gelip ''la ilahe illallah'' demesi ve bir vakit bile namaz kılmadan ölmesi onun Müslümanlığı için yeterliydi. Dolayısıyla bir kimse ''la ilahe illallah'' dediğinde peygamberin getirdiği şeyi tafsilatsız bir şekilde bir cümle yani icmali şekilde kabul etmesini ihtia etmektedir.
Bu din ibadetin, kulluğun itaatin, sevgi, inkıyat, ümit, korku, bağlılık, dua gibi batini ve zahiri açıdan kulluğun Allah'a ait olduğunu şirkten, küfürden ve tağutlardan beri olmanın da dinin asılana ait bir olgu olduğunu ispatlamaktadır.
Nitekim İbni Teymiye dinin asıllarını yukarıda ifade ettiğimiz kavramlar üzerinde en güzel şekilde anlatmaktadır;
واصل الدين وعبادة الله الذي اصله الحب والانابة والاعراض عما سواه وهو الفطرة التي فطر عليها الناس
Dilin aslı Allah'a ibadet etmektir ki temelini sevgi, yönelmek ve onun dışındakilerden yüz çevirmek oluşturmaktadır. İşte bu Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrattır. (Mecmuul Fetava 438/15)
Demek ki tevhidin zıttı olan şirk imanın zıttı olan küfür Allah'a imanını zıttı olan tağutlar olumlu ya da olumsuz yönü ile dinin asıllarını ihtiva etmektedir ve her akıl, vicdan, tecrübe, fıtrat ve selim akıl bu meselenin tamamı ile ilk etapta kabul etmesi gereken ön şartlar olduğunu anlar. İşte bu ilk etapta istenilen dinin asıllarıdır Misal;
Bir kimseye dinin asılları öğretilmeden birine namaz kıl ve oruç tut demek nasıl yanlışsa o kimsenin dininin asıllarını bozmasına rağmen ona Müslüman isimlerini vermek de bundan daha tehlikeli ve yanlıştır.
Dinin Asıllarının En Azgarisi Nedir?
Bu sorunun cevabını biz alimlerimizin Fetret ehli, Daru'l küfür ve Daru'l İslam'da yaşayan insanların yaşadıkları konumlara göre değerlendirilmesidir.
Kişi Fetret ehlinde ise onun kendisiyle muhatap olduğu din ayrıdır, Daru'l küfür da yaşayan kimsenin kendisiyle muhatap olduğu din ayrıdır ve Daru'l islam'da yaşayan bir kimsenin muhatap olduğu din ayrıdır. Çünkü bu üç konumda olan insanların ilahi öğretilerden habersiz olmaları ilmin onlara ulaşmaması hüccetin onlara tayin olmaması sebebi ile değişiklik arz etmektedir.
1- Fetret Ehli Açısından;
Bu kimseler kendilerine kitap indirilmemiş, kendilerine Resul gönderilmemiş ve bunlar iki şekilde değerlendirilirler;
Fıtratını Bozanlar veFıtratını Bozmayanlar
a- Fıtratını Bozmayanlar: Bunlar ümit, korku, sevgi, bağlılık, yaratma, dua ve sığınma gibi fıtrata ait olan ibadetlerdir.
Fetret ehlinin en azgari ibadeti bunlardır. Bu kimseler sorgusuz sualsiz fıtratlarını korudukları sebebiyle şirkten ve küfürden den teberri olmaları onların cennete girmesi için yeterli azgari bir inançtır.
b- Fıtratlarını Bozanlar: Bu kimselerin batini ve zahiri açıdan şirke ve küfre düşmesi onları müşrik ve kafir sıfatından kurtarmaz. Her ne kadar biz onlara dünyevi olarak müşrik ve kafir desek de onların uğrevi açıdan tekrar imtihan edilmesi bilinen bir husus olup naslarla sabit olması sebebiyle onların ahirette imtihan edilmesi açısından ayrıdır. İşte bu sebeple fıtratını bozanlar dünyada müşrik ve küfür ismi verilir ama ahirette onlara müşrik ve kafir denilmez. Çünkü bunun temel sebebi onların tekrar imtihan edilmesidir.
2- Daru'l Küfür: Bu daha çok Amerika, Fransa, İngiltere ya da İslam'ın ve alimlerin kendilerine ulaşmadığı uzak bölgelerdir. Bu insanlar ilk etapta Dinin Aslı olan ''la ilahe illallah'' Yani Allah’a, ahirete, meleklere, kitaplara ve Rasulullah aleyhisselatu vesselam'a iman etmeleri sebebiyle onlar dinin asıllarında isabet etmiştir. Fakat şeriatın vacipleri olan namazın farz olmadığına, domuzun haram olmadığına, içkinin haram olmadığına ve benzeri meselelerde bu kimselerin cehaleti mazerettir, bilmiyorsa, bilmemesi mazerettir ve bu kimseler ilk etapta tekfir edilmezler. Bu hal üzere ölürlerse mümin olarak isimlendirilirler. Ama eğer onlar bu meselede hüccet ikama edilir de onlar ısrarla inandıkları Kur'an'ın hükümlerine muhalefet ederlerse o zaman tekfir edilirler.
3- Daru'l İslam: Bu Türkiye, Irak, Suriye ve benzeri ülkelerdir. Her ne kadar yönetim olarak burası İslami hükümlerle hükmedilmese de burada camile, ilahiyatçılar, hocalar alimler, cemaatler ve davetçiler vardır. Bu insanların ilim ve alimlerden ulaşmalarını engel bir şeyin söz konusu olmaması sebebiyle. Bu kimselerin yaşadıkları bu topraklarda imanlarının en asgarisi dinin asıllarında ve şeriatın vaciplerinde şeklinde iki şekilde görülür;
a- Daru'l İslam:Bu dinin asıllarında olan ve meşhur meseleleri bilmek ve amel etmek mükelleftir. Bu meselelerde hata, tevil, talid ve cehalet mazer olmadığı gibi sahibini kafir yapar.
Dinin asıllarında hafi/gizli tafsilat, detay ve zor olan meselelerde ilk etapta tekfir edilmezler. Misal;
Bir kimsenin Miraç hadisesini inkar etmesi ya da cennette Allah'ın görülmeyeceğini söylemesi şeklinde olan hafi meselelerde bu kimseler hüccet ikame edilmeden, şüpheler izale edilmeden ve delillemeler en güzel şekilde ortaya konmadan tekfir edilmezler. Eğer ısrarla inkar ederlerse bu hüccetten sonra kendilerini teklif etmek vacip olur.
b- Şeriatın Vacipleri: Daru'l İslam'da yaşayan toplumlar şeriatın vacipleri olan namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadeti ihtiva eden meselelerde bir cehalet ya da tehdit asla mazeret değildir ve bu kimseler kafir ismiyle isimlendirilirler. Çünkü bunlar meşhur olan Allah'ın farz hükmünde olup herkesin bildiği meselelerdir. Bir kimsenin bu gibi cehalet mazeretleri asla kabul edilmez. Bu ancak dinden yüz çevirmek olarak ifade edilir.
Şeriatın vaciplerinin detaylarına gelince bu kimseler de hafi olan ilim gerektiren ya da herkesin farklı bir akıl ve zeka anlayış ile yaratılması sebebiyle bu kimseler hafi meselelerde ya da detaylı meselelerde cehalet mazerettir ve bu kimseler tekfir edilmezler. Misal;
Mütevatir hadislerde sabit olan öğlen namazını inkar etmek ya da cenaze namazının farzı kifaye olmadığını bilmemesi hafi meseleler olduğu için ilk etapda cehaletlerinden dolayı mazeret sahibi olabilirler.
Mütevatir olan detaylı meselelerde inkar hüccetten sonra ancak tekfir edilir hücre ikame edilmeden tekfir etmek caiz değildir.
Gürsel Gürbüz
BİR CEVAP YAZ